Jim's profileSokSa LairPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Dinciler Bizi Zom Ederek Ulkeyi Ele Geçirecekler | Engin Ardic

    Gençlere çok tuhaf geliyor, algılayamıyorlar... Nasıl bir önceki kuşak "televizyon olmadan nasıl yaşıyordunuz" diye sorduysa, sonra gelen kuşak da "cep telefonu olmadan, Internet olmadan nasıl yaşayabildiniz" diye sormaya başladı... Evine telefon bağlatmak için dilekçe verip tam on yıl sıra beklemek, masallarda bile kabul edemeyecekleri bir zırva gibi geliyor onlara. Eski Türkiye'de "radyo için ruhsat almak" gerektiğini öğrenince ne diyecekler acaba? Radyo, bildiğiniz radyo, ruhsata bağlıydı...
    Hiçbir genç, bir Türk vatandaşının "yılda ancak bir kez yurtdışına çıkış hakkı" olmasını havsalasına sığdıramıyor. (Yetmişli yılların sonlarında o hakkın önce iki yılda bire, sonra da üç yılda bire indirildiğini söyleyelim de, daha da şaşırsınlar.)
    "Pasaport alamamak" diye bir kavramla da tanışmadılar.
    Eski Türkiye'de "cebinde döviz taşımanın suç olmasını" anlamaları mümkün değil. Hele "yabancı içki ve sigara yasağı", hiçbirinin kabul edebileceği bir saçmalık değil artık.
    Hadi, hangi babayiğit Türkiye'ye yeniden dünyaya sırtını çevirtecek, onu kendi içine kapayabilecek, görelim bakalım bundan böyle! Hangi arslan bürokrat, hangi bitirim ulusalcı "otarşi" politikası uygulayabilecek, görelim! "Google'ın bile kapatılmasını isteyenler" kendilerini öyle bir ele verdiler ki, yoruma gerek kalmadı. Sonra da "miting yaptık, katılım az oldu, herhalde sıcaktan" diye ağlıyorlar.
    Bilirsiniz, önceleri viski, votka, likör gibi damıtılmış içkilerin ithalatı serbest bırakıldı, fakat şarap uzun süre yasak kaldı. Amaç "korumacılık" mıydı yoksa sebep ahmaklık mı, bilmem.
    Sonra, Fransız şarapları, İtalyan şarapları, İspanyol şarapları, hatta Şili, Arjantin, Avustralya, Güney Afrika şarapları bile geldiler...
    Ne zaman? Kendisine edilmedik hakaret bırakılmayan "İslamcı iktidar" döneminde!
    Beğenmedikleri "Kasımpaşalı imam" devrinde Migros'tan Chianti de alır olduk, Sangre de Toro da, Chateauneuf du Pape da...
    Hiçbir "laik" hükümetten görememiştik bunu ne hikmetse...
    Evet, bunlar "orta halli masa şaraplarıdır", ülkemize henüz büyük markalar, önemli "küveler" gelemiyor, ama hiç olmazsa bunları içebiliyoruz. Pahalı değil mi? Görece olarak pahalı. Kesesine göre isteyen bunu içer, isteyen Köpeköldüren... Uçak da pahalı, isteyen Almanya'ya üç saatte zırt diye gider, dileyen üç günde tıkır mıkır...
    "Emekçi halkım içemiyor, öyleyse yasaklansın" mantığı, budala mantığıdır.
    Peki, acaba iktidar bu şarap ithalini, "Türk şarapçılığını öldürmek" amacıyla mı serbest bıraktı? Böyle düşünenler de var. Dinci ya bunlar, mutlaka bir dümen peşindedirler...
    Yedi yılda çok güzel öldürmüş ki, işte Güngör Uras yazıyor, ülkemizde bira tüketimi 812 milyon litreden 924 milyon litreye çıkmış.
    Bu, tüketim... Peki, üretime bakalım... Şarap üretimi 27 milyon litreden 36 milyon litreye çıkmış!
    Votka üretimi de 4 milyon litreden 7 milyon litreye yükselmiş.
    Güngör ağabey, yazısına "alkollü içkide üretici sayısı da, üretim de artıyor" başlığını atmış.
    İslamcı iktidar içkiyi yok edecek ha? Meğerse tam "akşamcı hükümetiymiş" bu yahu...
    Böyleyse, yar bize daha da İslamcı bir iktidar medet ki, içelim açılalım!...
    Kafayı bulursak belki zihnimiz de açılır, hükümetin yeminli düşmanlarının avantaları kesildiği için körlemesine attığı çamurları anlarız.

    Engin Ardic, Sabah Gazetesi, 25 Haziran 2009

    1., 2. Mesrutiyet ve Osmanli Imparatorlugu'nun Son Donemleri | Tarih Dersi

    Birinci Mesrutiyet

    Meclis-i Mebusan'in açilisi, 1876

    Birinci Mesrutiyet, Osmanli Devleti'nde 1876 yilinda ilan edilen anayasal yönetime denir.
    Osmanli Devleti’nin ekonomik sorunlari, 17. yüzyildan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açigi vermesiyle basladi. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlasmalariyla ülkeye giren mallardan düsük gümrük vergileri aliniyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmis hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmisti. Ekonomik sikintilarin yani sira, özellikle 1789 Fransiz Devrimi'nin etkisiyle yayilan özgürlükçü düsünceler ve ulusçuluk akimi, Osmanli Imparatorlugu’nu da sarsti. Balkanlar'da 19. yüzyilda bagimsizlik talebiyle ayaklanmalar çikti. Balkanlar'da ve Ortadogu’da çikar çatismalari içindeki Avrupa devletleri ile Çarlik Rusya'si da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanli sinirlari içindeki Müslüman olmayan halklarin durumlarinin düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanli Devleti’ni reformlar yapmaya zorladilar. 1839’daki Tanzimat Fermani ile 1856’daki Islahat Fermani’nin ilanlari bu tür kosullarda gerçeklesti.


    Öte yandan 1860’larda bir aydin hareketi olarak Yeni Osmanlilar ortaya çikti. Namik Kemal ve Ziya Pasa gibi aydinlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarsilerden etkilenerek Osmanli Devleti’nin mesrutiyetle yönetilmesi gerektigini savundular. Osmanli Devleti, 1850’lerden itibaren dis borç almaya baslamisti ve 1870’lere gelindiginde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalima sürüklenmisti. Bu bunalim sirasinda Mithat Pasa ve arkadaslari 30 Mayis 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'i geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydinlarin ve ilerici devlet adamlarinin istedigi reformlari yapabilecek biri olmasina ragmen ruh sagligi bozuldugu için tahtan indirildi. yerine II. Abdülhamit mesrutiyeti ilan edecegi sözünü vererek padisah oldu.

    Mesrutiyetin Ilani

    Abdülhamit tahta çiktiginda Balkanlar’da ayaklanmalar baslamis, Çarlik Rusya'si Osmanlilara bir ültimatom vermisti. Büyük Avrupa devletlerinin Istanbul’da toplanilan bir konferansta Balkan sorununu tartistiklari ve Osmanli Devletinden reformlar yapmasini istedikleri sirada, II. Abdülhamit siyasal bir manevrayla 23 Aralik 1876'da Kanun-i Esasi’yi (anayasa) ilan etti. Böylece mesruti yönetime geçilmis oluyordu.

    1876 Anayasasi olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslinda padisahin egemenlik haklarina bir kisitlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padisah, sadrazam ve vekilleri (bakanlari) istedigi gibi atayip görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padisah, istediginde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrica padisah, "kamu yarari için" gerekli gördügü kisileri sürgüne gönderebilirdi.

    Kanun-i Esasi uyarinca iki kanatli bir parlamento olusturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. Iki meclisin olusturdugu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandirilmisti. Âyan Meclisi'nin baskan ve üyeleri dogrudan padisah tarafindan ataniyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padisahin buyruguyla Kasimda açiliyor, Mart basinda çalismalarini tamamliyordu....

    Mesrutiyetin Askiya Alinmasi

    II. Abdülhamid iç ve dis baskilar yüzünden mesrutiyeti ilan etmis ve Mithat Pasa'yi sadrazam yapmisti. Bundan dolayi ilk isi de, mesrutiyetin mimari Mithat Pasa’yi sürgüne göndermek oldu. Ardindan 1877-1878 Osmanli-Rus Savasi'ni gerekçe göstererek Haziran 1877’de Meclis-i Mebusan’in çalismalarini durdurdu. Ocak 1878'de meclisi yeniden topladiysa da kendisine mecliste yöneltilen elestiriler üzerine 13 Subat 1878'de meclisi kapatti. Ama hiçbir islevi olmayan Âyan (sehir ve köylerde ileri gelenler) Meclisi'ne dokunmadi. Birinci Mesrutiyet böylece sona erdi.

    Ikinci Mesrutiyet Devri Osmanli Anayasasinin, 29 yil askida kaldiktan sonra, 24 Temmuz 1908'de yeniden ilan edilmesiyle baslayan ve 5 Kasim 1922'de Osmanli Devleti'nin tasfiyesiyle sona eren dönem. Birinci Mesrutiyet resmen hiç sona ermemis ve anayasa degismemis oldugu için, bazi tarihçiler tarafindan, bir tek Mesrutiyet döneminin ikinci fasli olarak da degerlendirilir.
    Toplam 14 yil süren bu dönemde Türkiye, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgulariyla tanismis, iki büyük savas (Balkan Savasi ve I. Dünya Savasi) yasamis ve 600 yillik imparatorlugun dagilmasina tanik olmustur.

    1908 Devrimi

    II. Abdülhamit'in yönetimine karsi örgütlü muhalefet, özellikle Rusya'daki 1905 Devrimi'nden sonra yayginlik kazandi. Önceleri sadece Avrupa'daki muhalif aydinlar arasinda gelisen devrimci örgütler, imparatorluk çapinda özellikle yüksek okul ögrencileri ve askeri birlikler içinde taraftar buldu.

    En güçlü muhalefet odaklari Rumeli vilayetinde ve bu vilayetin baskenti olan Selanik'teki askeri birlikler idi. Bu birlikler 1903'ten beri Makedonya Isyani'ni bastirma mücadelesi içinde yer almis, Bulgar ve Makedon devrim örgütlerinin örgütlenme ve mücadele biçimlerinden etkilenmislerdi. Ortaya çikan çesitli devrim örgütleri 1907'de yurt disindaki devrimcilerle irtibat kurarak Osmanli Ittihat ve Terakki Cemiyeti adi altinda birlestiler.

    Devrim hareketi 1908 Temmuz baslarinda hiz kazandi. 3 Temmuz'da Binbasi Resneli Niyazi Bey, ardindan Binbasi Enver Bey isyan ederek, birlikleriyle beraber daga çiktilar. 7 Temmuz'da bölgedeki durumu teftis etmek için Istanbul'dan gönderilen Birinci Ferik (Korgeneral) Semsi Pasa Manastir'da bir Ittihat ve Terakki fedaisi tarafindan vurularak öldürüldü. 20 Temmuz'da Firzovik'te toplanan büyük Arnavut kurultayi, mesrutiyet derhal ilan edilmezse isyan ederek Istanbul'a yürüme karari aldi. 22 Temmuz'da II. Abdülhamit sadrazam Avlonyali Ferit Pasa'yi azlederek yerine daha liberal bir isim olan Sait Pasa'yi getirdi. 23 Temmuz'da Selanik ve Manastir hükümet konaklarini ele geçiren isyancilar mesrutiyetin ilanini talep ettiler. 24 Temmuz'da padisahin istegiyle Istanbul'da Kanun-i Esasi'yi yeniden yürürlüge sokan kararname ilan edildi. "Hürriyetin Ilani" olarak adlandirilan bu olay, bütün yurtta olaganüstü sevinç gösterileriyle karsilandi.

    23 Temmuz günü Türkiye'de 1935 yilina dek Hürriyet Bayrami olarak kutlanmistir.

    31 Mart Olayi ve Abdülhamit'in Tahttan Indirilmesi

    Ikinci Mesrutiyetin ilanindan sonra derhal seçimlere gidildi.Seçimlerin baslica 2 partisi Ittihat ve Terakki ile liberal görüslü Ahrar Firkasi'ydi.Seçimleri Ittihatçilar kazandi.Seçimlerin ardindan olusan yeni Meclis-i Mebusan 17 Aralik 1908'de çalismalarina basladi. Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasindan yöneten Ittihat ve Terakki yönetimine karsi bazi çevrelerde gitgide artan bir hosnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir Ittihat ve Terakki fedaisi tarafindan öldürülmesi, Istanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açti. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazi askeri birliklerin ve medrese ögrencilerinin katildigi bir ayaklanma basladi; bazi subaylar ve bazi milletvekilleri linç edildi ve Ittihatçi olarak bilinen gazeteler yagmalandi. Eski takvimle yeni takvim arasindaki 13 günlük farktan dolayi 31 Mart Olayi olarak anilan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafindan 24 Nisan'da bastirildi. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamit'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yasli sehzade Resat Efendi'nin V. Mehmet Resat adiyla yerine geçirilmesine karar verdi.
    8 Agustos 1909'da Kanun-i Esasi üzerinde yapilan bir dizi radikal degisiklikle padisahin yetkileri "sembolik" bir düzeye indirildi. Artik vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karsi sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis baskanini padisah degil, meclis kendisi seçiyordu. Padisaha meclisi kapatma yetkisi taninmakla birlikte, bu yetki kosullara baglamis ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapilmasi zorunlu hale getirilmisti.Bu .degisikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanamaya baslanmistir.Ayrica toplanti özgürlügü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazilari anayasaya eklendi.

    Ancak gerek Mesrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafindan Abdülhamid tahttan indirilmistir. Bundan sonraki süreçte Osmanli devletinde padisahlik sadece sembolik düzyede kalmistir.
    (Kaynak: Resmi Tarih Tartismalari, Cem Uzun, Özgür Üniveriste Yayinlari, 2005)

    Balkan Savasi ve Halâskâr Zabitan Hareketi

    Hüseyin Hilmi Pasa (Mayis 1909 - Ocak 1910), Ibrahim Hakki Pasa (Ocak - Eylül 1910) ve Sait Pasa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde Ittihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu.
    1912 seçimleri Ittihat ve Terakki'nin iktidari altinda gerçeklesti. Temmuz ayinda Arnavut isyaninin baslamasi ve Balkanlardaki siyasi durumun kötülesmesi üzerine ortaya çikan Halaskâr Zabitan ("Kurtarici Subaylar") Hareketi, 16 Temmuz'da bir muhtira ile Ittihat ve Terakki yanlisi Sait Pasa hükümetini istifaya zorladi. Ahmet Muhtar Pasa baskanliginda partilerüstü hükümet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayilarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Muhtar Pasa'nin istifasiyla, açikça Ittihat-karsiti olan Kâmil Pasa hükümeti kuruldu.

    8 Ekim 1912'de baslayan Balkan Savasi kisa sürede bir felakete dönüstü. Birbiri ardindan Arnavutluk, Manastir, Selanik, Bati Trakya kaybedildi.

    Babiali Baskini ve Ittihat-Terakki Diktatörlügü

    23 Ocak 1913'te "Hürriyet Kahramani" Enver Bey önderliginde bir grup Ittihat ve Terakki fedaisi, Babiali'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplanti halindeyken basti. Tarihte Babiali Baskini adiyla anilan bu askeri darbede Harbiye Naziri Nazim Pasa çikan arbedede öldürüldü, basbakan Kâmil Pasa silah tehdidi altinda istifa ettirildi. Erkân-i Harbiye Reisi (genelkurmay baskani) Mahmut Sevket Pasa sadrazam ilan edildi.

    Babiali Baskininin kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kusatmasi altinda bulunan Edirne'nin kurtarilmasi idi. Buna ragmen 30 Mayis'ta imzalanan Londra Antlasmasi ile Edirne Bulgaristan'a birakildi.Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlasamadilar ve bunu firsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldi ve yeni sinir Meriç nehri olarak belirlendi.

    11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Sevket Pasa makam arabasinin içinde ugradigi bir suikast sonunda hayatini kaybetti. Bu olay üzerine alinan baski tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskici bir sürece girdi. Sevket Pasa cinayetiyle ilgili 15 kisi idam edildi. çok sayida yazar ve aydin Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Pasa'nin sadrazamligi altinda, ülke Talat, Enver ve Cemal Pasa'lardan olusan üçlü tarafindan yönetildi.Osmanli Devleti Almanya'nin yaninda 1. Dünya Savasi'na katildi.Ittihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen topraklarin geri alinmasi için çalismis ayrica Osmanli Maliye'sini çökerten kapitülasyonlarda tamamen kaldirilmistir.

    Son Meclis

    I. Dünya Savasi'ndaki yenilgiden sonra, Ikinci Mesrutiyet'in alti yil sürmüs olan üçüncü Meclis-i Mebusan'i 21 Aralik 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulundugu isgal kosullarindan ötürü Anayasa'nin emrettigi yeni seçim yaklasik bir yil süreyle yapilamadi. Arap vilayetlerinin katilmadigi bir seçim, toprak kaybinin resmen kabulü anlamina gelecekti.Ayrica yeni meclise Ittihat ve Terakki yanlilarin girmesinden korkuldu.Ancak zaten IT kendini fesh etmis ve IT'in üst kadrosu ülkeyi terk etmislerdi.
    Sivas Kongresi'nin seçim yapilmasinda israri üzerine istifa eden Damat Ferit Pasa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Ali Riza Pasa hükümeti ayni gün seçim karari aldi.Bu seçimler Anadoluda baslayan bagimsizlik haraketi,Istanbul yönetimi ve isgal devletleri tarafindan isteniyordu.Isgal devletleri istedigi kararlari aldirabilmek,Istanbul yönetimi yaptiklarina mesruluk kazandirmak,Anadolu haraketi ise milli mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seöimleri istiyordu.Aralik ayinda yapilan seçimlere Istanbul disinda her yerden sadece Müdafaa-yi Hukuk yanlisi mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Pasa iki ayri ilden seçildigi halde, Istanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katilmadi. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavir aldi. 16 Subat'ta Misak-i Milli beyannamesini oybirligi ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler Istanbul'u geçici askeri isgal altina alarak Meclis baskani Rauf Bey'i ve bazi mebuslari tutukladi. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebuslarin birçogu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katildilar. 11 Nisan'da padisah Meclisi resmen feshetti.

    Bu tarihten Osmanli Devleti'nin fiilen tarihe karistigi 5 Kasim 1922'ye kadar Osmanli hükümeti kâgit üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dis politikada gerçek bir varlik gösteremedi.


    Bu Bildiriye Imza Atanlari ne Yapmali? | Emre Aköz

    Ben olsam üşenirdim. Tarhan Erdem saymış. 407 akademisyen imza atmış geçen gün yayınlanan 'Cumhuriyet'i ve Hukuk Devletini Savunuyoruz' başlıklı bildiriye.
    Bakalım dertleri neymiş.
    Bildirinin ilk cümlesi şöyle:
    "Cumhuriyetimizin en önemli kazanımlarından biri olan üniversitelerde görev yapan öğretim elemanları olarak, 'Ergenekon' adı ile anılan soruşturma sürecinde yaşanan gelişmeleri başından beri kaygıyla izliyoruz."
    Şu da kısaca ikinci cümle:
    "Bunun bir parçası olarak (...) bilim insanlarımızın ve rektörlerimizin hukuka ve insan haklarına aykırı uygulamalar karşısında bırakılmalarından rahatsızlık duyuyoruz."


    1) Söyleyin bakalım: Üniversitenin bir Cumhuriyet kazanımı olduğunu da nereden çıkardınız?
    Bugün üniversite dediğimiz kurum, önce 'medrese', sonra da 'darülfünun' (fen bilimleri evi/yurdu) adıyla Osmanlı'da da vardı. Üstelik daha cumhuriyet kurulmadan önce kızlarla erkekler birlikte ders görmeye başlamıştı.
    1933'te Darülfünun dağıtılıp yerine İstanbul Üniversitesi kurulduysa, buradaki amaç bilim aşkı değil, Ankara'ya biat eden bir kurum oluşturmaktı.
    O biat kültürünün, bildiriye imza atanlarda güçlü biçimde sürdüğünü az sonra göstereceğim.
     

    2) Demek Ergenekon soruşturmasını 'baştan beri kaygıyla' izliyorsunuz?
    Bu konudaki hiçbir şeyi doğru dürüst izlemediğiniz, kulaktan dolma bilgilerle ya da 'Ergenekon dostu' gazetelerinize göz atarak ahkam kestiğiniz, 'baştan beri' demenizden belli.
    Ergenekon soruşturmasının başı, Ecevit'in başbakanlığı döneminde, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yazdığı rapora dek uzanmaz mı? (Yıl 2002)
    Bu işin başı 2007'de Ümraniye'de ve Eskişehir'de ele geçirilen cephanelikler değil midir?
    Daha geçenlerde Ergenekon Davası ile 2006'daki Danıştay Saldırısı Davası birleştirilmedi mi?
    Asıl kaygı duymanız gereken, o silahlar, o saldırılar, cinayetler, karanlık ilişkiler değil mi?
     

    3) Biz sizin "Cumhuriyeti savunuyoruz" dediğinizi çok işittik ama 'Demokrasiyi savunuyoruz' dediğinizi hiç duymadık. Çünkü demokrasiden nefret ediyorsunuz. Onun da sebebi tiksindiğiniz insanları işbaşına getirmesi.
     

    4) Demek hukuk devletini savunuyorsunuz? Güzel! Peki hukuk devleti, istisnasız herkesin, Anayasa'nın ve yasaların kapsama alanında olması değil mi?
    Ama siz hocalarınızın, akademisyen arkadaşlarınızın ya da rektörlerinizin bundan muaf tutulmasını istiyorsunuz! "Evleri, çalışma odaları niye aranıyor" diyorsunuz.
    Cevap vereyim: Savcıların ve polislerin işi gücü yok, 'spor olsun' diye o aramaları yapıyor. (Görüyorsunuz işte; maytap geçilecek haldesiniz.)
     

    5) Ergenekon iddianamelerini okumadınız değil mi? Hadi onlar binlerce sayfa tutuyor; Darbe Günlükleri'ni de mi okumadınız?
    Okumadığınız, kendinizi bilinçli bir biçimde cahil bıraktığınız belli. Eğer okursanız, dünya görüşünüz tepetaklak olacak, başınız dönecek, mideniz bulanacak.
     

    6) Şu biat sorunuyla bitirelim: "Üniversitelerin, Atatürk ilke ve devrimleri konusunda taraf olması gerektiğine inanan bizler..." diyorsunuz.
    Üniversite istisnasız her şeyin sorgulandığı bir yerdir. Taraf olduğu değer, bilim ve bilim ahlakıdır.
    Bir dogmanın tasmasına boynunu hevesle uzatanlarla dolu bir kuruma üniversite denmez.

    http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/akoz/2009/06/02/bu_bildiriye_imza_atanlari_ne_yapmali

    Ertugrul Osman | Ziyaret

    Ertugrul Osman(oglu) | Ihsan Cem Onur
    Bugun Ertugrul Osman(oglu)'nun yaninda idik; babalar gunu icin. Hediye aldik, cicek aldik. Elini opmek istedik, ama o kadar hasta ki... Doktor kimseye el opturtmesin, mikrop kapmasin demis. Zeynep hanim (esi) "zaten kimseye opturmezdi tam ustune geldi" dedi. Yaninda bes dakika kadar vakit gecirebildik. Birseyler sorabilmek,  konusabilmek isterdik, kismet. O kadar uzuldum ki. Birkac resim cekebildk, Zeynep hanim ile konustuk biraz. Istanbul'a donmeye calisiyor, orada vefat etsin, son gunlerini evinde huzur icinde gecirebilsin diye; boyle demiyor tabii ki. O kadar dik merdivenlerden inip cikmak gerekiyor ki cati katindaki evlerine, son birkac aydir hic disari cikmamis Ertugrul bey. Bu vesile ile Ittihat ve Terakki ve onun neferinden turemis butun okuzlere; Turkiye'nin son 80 yilini bu hale getirmis butun fasist Ismet pasa ve takimina; hala ne oldugunu anlayamayacak kadar Fenerbahce Galatasaray modunda olan butun okuzlere; Ergenekon'u "Tayyip'in oyunu", Cumhuriyet mitinglerini "halkin isyani" zanneden davarlara; Cumhuriyeti devrim zanneden ve imparatorlugun son doneminde ulkede Magna Carta, bir parlamento bir de senato oldugunu hatirlamayan ve yapilan mesrutiyetleri tamamen unutan butun dangalaklara bir kere daha; agiz tadi ile; dolu dolu; doyasiya kufur ettim. Cok icim buruk bugun cok. Anlatmadi, yazdirmadi, islettirmedi olup bitenleri, "gercekten" olup bitenleri, mezarina goturecek. Birinci agizdan dinleyemeyecegiz, ben ona yaniyorum. Daha cok "Ah Su Cilgin Turkler" yazilir, daha cok "Kurtlar Vadisi" cekilir, satin alan oldugu surece, daha cooook mal uretilir.

    "He who controls the past, controls the future. He who controls today, controls the past." - George Orwell
     
    Tepenizde paralansin, e mi...


    I got cash | What else matters?

    Choke to death on your damn designer bagel from Baldusha's.
    No cholesterol, naturally.
    Fuck your big ol' Sunday New York Times.
    Fuck the Wallstreet Journal, and NewsWeek, and the lot.
    Stupid set of privileged mother fuckers...
    think it's fashionable to have an "alternative view".
    An "alternative view".
    Hah.
    And fuck, if you can,
    your pencil-thin,
    avian-drinking,
    calorie-counting,
    caffeine-limiting,
    sodium-sparing,
    neutra-sweet-sweetening,
    rear-view-mirror-preening,
    carrot-nibbling boney.
    Go drown in a lake of diet coke, fuckah.
    I got cash. What else matters?
     
    - Brooklyn Funk Essentials | Make Them Like It

    Down at the shotting range

    Yes baby, down at the range... AR-30, AR-15, Beretta Storm CX4, Desert Eagle .50, Smith&Wesson 9mm, Glock 17 9mm... what a day! Now, how much did you say the Storm was? Right, please wrap one for me, to go. Thank you...
     
    icy | beretta storm gx-4

    Turkiye'yi Ne Kadar Taniyorsunuz?

    Bakalim Turkiye'yi, Turk'leri ne kadar taniyorsunuz. Nacizane genel gorusum Turkiye'de yetismis "kalbur ustu" insanlarin 99%'sinin hayal dunyasinda yasadiklari, ulkenin gerceklerinden, nufusun 99%'sinin ne dusunup ne hissettiginden bihaber olduklari yonundedir. Kendi arkadas cevremin buyuk cogunlugu da buna dahildir. Bir sekilde "ezber ve tekrar, ozet defteri tut, sorulara cevap ver" metodolojisi sayesinde net olarak ne dusunduklerini bilmedikleri gibi, bol bol gaza gelir, "memleket elden gidiyor, gitti, gidecek, daha once gitmisti, yine gider, gelir mi, o gerici, bu ilerici, ben ilerici, sen orta karar, sagdan, soldan, fasist, mazosist, Fenerbahce, Galatasaray, Besiktas, Ankara, Istanbul, PKK, Ermeni, Kurt, Laz" gibi supper ezberledikleri pek cok seyi Pavlovun kopekleri misali belli sinyalleri aldikca havlar dururlar. Ben bunlarin hicbirine benzemem, ki ben zaten bir alien'im - uzayli yani. Yine nacizane gorusum, bir "cis molasi" sonrasinda yanimda oturan davarin "yanindaki gelmeyen var mi?" sorusuna cevap vermemesi yuzunden bu gezegende unutulmus oldugum yonundedir. Bu yuzden bana "sen ne ayaksin" diye sordugunuzda zeytinyagi olurum.

    Siz ne oldugunuzu biliyor musunuz? Iste, supper yetenekli, kalbur ustu, egitimli, aydin, hatta "kose yazari" olmus muhtesem insanlar, bakin icinde yasadiklari, hakkinda benim gibi uckurundan sallama degil de, daha bir profesyonel, hatta uzerine para aldiklari fikirleri ile neler demisler, 22 Temmuz 2007 secimleri oncesinde neler soylemisler, neler ongormusler, ne kadar eminler. Supper, supper. Ki, bunlar 100% sacmalayanlar, 90%, 80% sacmalayanlari yazmak cooook uzun surer, bunlari gormek icin cevrenizdekiler ile konusunuz. Beni aramayiniz lutfen, ben konusma ozurluyum, unless you bring a bottle of Jack, o zaman is degisir ustad.

    Ha merak edenlere: yok Engin Ardic yanilmadi, arsivleri Internette, daha yanildigini gormedim. Engin Ardic'a laf eden beni karsisinda bulur. Sagcilara laf eden de beni karsisinda bulur, solculara laf eden de, "ben fasist degilim" diyen de beni karsisinda bulur. Unless you give me a bottle of Jack, o zaman is degisir ustad.

    Hakan Aygün - Bugün:

    "Yüzde 99 olasilikla, 22 Temmuz'da hiçbir parti tek basina iktidara gelemez! AKP'nin yüzde 40 oyla tek basina iktidari yüzde 1'lik sürprizdir!

    Agar'in Kirat'i fotofiniste "altinci parti" olarak Meclise girerek, "altili ganyan oyunculari"nin kuponlarini yatiracaktir. DP giremezse GP'nin Meclis'e girmesi benim "altili"daki sürpriz "kolon" umdur!

    Bu yazimi da kesip bir yere saklayin, 23 Temmuz'da hesaplasalim!"

    Pazar gecesi "sandiklar açilana kadar baki kalmak üzere" tahminlerimizi sürdürelim: "23 Temmuz sabahi Türkiye Baykal'in Basbakanligiyla uyanacak"

    Tufan Türenç - Hürriyet:

    "CHP'liler son anketinde AKP'yi yüzde 48 olarak çikaran Tarhan Erdem'e "Anketi Süleymaniye, Sultanahmet ya da Ismail Aga Camii'nde mi yaptin?" diye sordu..."

    Emin Çölasan - Hürriyet:

    "Fakat kim iktidar olacak, hangi parti yüzde kaç oy alacak diye sorarsaniz, onu bilen yok. Her kafadan farkli bir ses çikiyor.

    AKP açisindan saltanat bitiyor. Simdi korku daglari bürüdü.

    AKP bu tabloyu gördü ve telasa kapildi. Kulaklarina kar suyu kaçti. Simdi Basbakan tarafindan miting meydanlarinda verilen "tek basima iktidar olamazsam siyasetten çekilirim" mesaji bosuna degil. Son kozunu oynuyor."

    Mehmet Y. Yilmaz - Hürriyet:

    "Ben son açiklanan anket sonuçlari ile ilgili düsündüklerimi hemen söyleyeyim: AKP'nin yüzde 48 oy alacagi tespitine inanmiyorum.

    Eger bu dogruysa oy kullanacak iki seçmenden birinin tercihinin AKP olmasi gerekiyor.

    Ve bu kadar yer dolastim, böyle çarpici bir durumla hiçbir yerde karsilasmadim.

    Es dost çevresinde, isyerinde, bindiginiz taksilerde, oturdugunuz kahvelerde böyle çarpici büyüklükteki bir egilimi elle tutabilir, gözle görebilirsiniz.

    Dogrusunu isterseniz ben göremiyorum. Üstelik sadece bana benzeyen insanlarla arkadaslik da etmiyorum. Benim "bes benzemez" arkadas çevremde bile böyle bir egilim göremiyorum.

    Tarhan Erdem ciddiyetine inandigim bir arastirmaci. Ama sanirim ki ankette önemli bir hata var. Ya da ikinci büyük olasilik su: Her zaman Türklerin, anket yapanlarla dalga geçtiklerine inanirim.

    Bana öyle geliyor ki bu anket için de ayni sey geçerli! Bu sicakta eglenecek sey arayan millet anketörlerle dalgasini geçmis!"

    Güneri Civaoglu - Milliyet:

    "Neredeyse kamuoyu arastirmalarina bakmaya "tövbe" edecegim.

    KONDA'ya göre, AKP yüzde 48 oy alacakmis...

    Yani... Her iki seçmenden biri AKP'ye oy verecek öyle mi?

    Olacak sey degil.

    Geçiyorum, üzerinde bile durmuyorum."

    Güngör Mengi - Vatan:

    "KONDA'nin dün Tarhan Erdem tarafindan açiklanan son anketinden haberdar olanlar baslarina 48 kiloluk balyoz yemis gibi oldular.

    Çünkü Tarhan Erdem AKP oylarinin yüzde 48'e dayandigini, CHP'nin ise yüzde 20'nin altinda kaldigini söylüyordu.

    Bu iddia "Ya sayi saymayi bilmiyor ya dayak yememis" sözünü hatirlatti.

    Yüzde 80 katilimli bir seçimde AKP'nin bu kadar oy almasi için bir önceki seçimde elde ettigi 10,8 milyon oyu 16,3 milyona yükseltmesi gerekecektir.

    Bu, 5 yil önceki oyunu yaridan daha fazla artirmasi demek oluyor.

    Böyle bir ihtimal var mi? Sokaktaki her iki kisiden biri AKP'li mi?"

    Bilal Çetin - Vatan:

    "Basbakan Erdogan'in ortaya koydugu "Tek basina iktidar olmazsam siyaseti birakirim" iddiasi sanildigi kadar kolay bir hedef degil. Bunun için baraji üç parti geçerse yüzde 38, dört parti geçerse yüzde 40 civarinda oy almasi gerekiyor AKP'nin.

    Alabilir mi?

    Teorik olarak elbette alabilir. Fakat, anketler her ne kadar iktidar partisinin oy oranini yüksek gösterse de 38'in üstünde bir oy oranina erismek kolay degil."

    Güler Kömürcü - Aksam:

    "Çok sayida "gerçek" (birilerininki gibi siparis üretim yapmayan) uzmanla konustum ki bu tahminlere ben de katiliyorum, buna göre; AKP'nin yeni dönemde yüzde 26-28 civarinda(oy alacak)

    Bir avci hikayesidir gidiyor; AKP yüzde 40 oy orani ile patlama yapacak-MIS! Birileri, masa basinda hazirlanmis siparis seçim tahminlerini yanlis yönlendirmelerle kitleye dayatiyor.

    Seçimlerin hemen ardindan, "hesap sorulacaklar" listenizi de hazirladiniz mi? Benim listemin ilk siralarinda " bazi kamuoyu arastirma sirketleri" de yer aliyor. Bir kamuoyu arastirma sirketinin dün yayinladigi son duruma göre AKP yüzde 48 oy alacakmis.

    Peki almaz ise ne olacak? Halki malum menfaatlerle yanlis yönlendiren-sartlanma yapan bu kamuoyu arastirma sirketlerine derhal "kanuni yaptirimda" bulunulmasi gerekmiyor mu?"

    Yilmaz Özdil - Sabah:

    Adi üstünde... "Hane halki" anketi.
    Büyük ihtimal, söyle soruyorlar...
    - Evinizde ok var mi?
    - Evinizde kurt var mi?
    - Evinizde ampul var mi?
    Sonuç...
    Ampul yüzde 100
    Bakin, son seçim anketi su...
    Otobüs, yüzde 100. Uçak, yüzde 100. Dolu!
    Antalya semalari bayram arefesi gibi. Neredeyse, pilotlarin yanina tabure koyacaklar.
    Vaziyet o halde. Firsat bu firsat, çaktilar zammi tabii... 68 lira olan uçak bileti, 180 liraya çikti. Çiksin... Veriyor millet. Hem küfrediyor, hem veriyor.
    Bir tane oyu var.
    Fiyati yok!
    Özetle...
    Seçimi, degil yazin göbeginde...
    Istersen, kutuplarda yap.
    Tutmadi küçük hesap!
    Çünkü, 95 metrelik harbi gemiye "gemicik" diyor Basbakan ama... Tayfa bavullari topladi, ilk limanda inmeye niyetli.!

    Haluk Sahin - Radikal:

    "Allah Allah, bu hangi Türkiye ve hangi AKP idi acaba? Daha önce yazdigim 'Ben yüzde 43'lük bir hava göremiyorum' baslikli yazimda da bu inanilmazlik duygusunu dile getirmistim.

    Simdi Tarhan bey ona bes puan daha eklemis, olmus mu yüzde 48!

    Oysa ben de dere tepe dolasiyorum, herkesle konusuyorum, eski seçimlerden kalma izlenimlerimi gözden geçiriyorum. Hatta uyanmak için kendimi çimdikliyorum, ama bir sey degismiyor. Hayir efendim, ben birakin yüzde 48'i yüzde 43'lük bile bir hava görmüyorum!

    Bu konudaki sinama yöntemlerime ve sezgilerime güvenirim.

    Ben Türkiye'de su anda yüzde 40'i asan bir siyasal blokun bulundugunu sanmiyorum. Bence, AKP eger geçen sefer aldigi oy oranini biraz dahi geçse kendisini basarili saymalidir. Yüzde 48 türü beklentilere girenler kendi hüsranlarinin temelini atmis olurlar!"

    Fatih Altayli - Gazeteport:

    "Tahmine bak çay demle

    "Ünlü arastirmaci" Tarhan Erdem, seçimlere üç kala yine bir arastirma yayinladi, millet de ciddiye aldi tartisiyor.

    Türkiye'de çok partili dönemde yüzde 48 veya üzerinde oy alan bir tek parti var. Menderes"in Demokrat Partisi.

    O seçimde de zaten 2 parti oldugu için birisinin yüzde 50'den fazla almasi kaçinilmazdi.

    Sonra Demirel"in AP'si ve Ecevit"in CHP'si yüzde 45 civarinda oylar aldilar.

    Bir daha böyle bir sey olmadi.

    Erdem'in tahminine göre ise yine bir mucize olacak ve Türkiye'de her iki kisiden biri AK Parti'ye oy verecek.

    Bu verilere ragmen, Tarhan Erdem CHP'nin milletvekili sayisinin 120'ye gerileyecegini, AKP'nin ise 320 milletvekili çikaracagini söylüyor.

    Bunu da anlamak mümkün degil.

    Eger MHP baraji asiyorsa ve bagimsizlar Meclis"e girecekse, burada en önemli kaybi CHP degil, AKP yasar.

    Anlayacaginiz Erdem"in müthis tahminlerinin tutar tarafi yok.

    Ama Tarhan Erdem"de müthis bir Baykal düsmanligi var."

    Sabahattin Önkibar - Yeniçag:

    "Parayi veren anketten çikar!

    Tam bu noktada Tarhan Erdem"e soralim: Sayin Erdem sizin direkt veya endirekt baginiz olan sirketlerinizden biri iktidardan, örnegin Maliye Bakanindan böyle bir is aldi mi? Dün bize böyle bir duyum geldi.. Dogrulugunu-yanlisligini zamanin kisaligi sebebiyle arastiramadim, bilmiyorum. Sizi de pesinen suçlamiyorum. Bize gönderecegin beyani asil kabul edip yayinlayacagiz. Is aldin mi almadin mi cevap ver?"

    Ilhan Selçuk - Cumhuriyet:

    "Sonunda iyi olacak!..

    Medyamizin yayinlarina bakilirsa 22 Temmuz seçiminde AKP mali yine götürüyor...

    Oy orani yüzde 40 mi?.. Yok canim... Yüzde 50"ye ramak kalmis...

    Peki, yüzde 91"i Amerika"ya karsi olan bir halkin yüzde 50"si Amerikan kuklasi AKP"ye oy verebilir mi?.. Bu ilginç soruya yanit için istihareye yatmak gerekiyor... Istihare nedir?..

    Halk inanisina göre, bir isin içyüzünü rüyadan anlamak için, aptes alip dua ettikten sonra, yatip uyumaktir...

    Iyi uykular!.. Türkler yine çildiracaklar!.."

    Mine Kirikkanat - Vatan:

    "Anketi duydum 'Oha' dedim

    Dün bir arkadasim, son seçim anketine göre oy dagilimini bildirdi: AKP yüzde 47.9. Vallahi farkinda bile olmadim, agzimdan tek sözcük çikmis: Oha! 'Çüs' de diyebilirdim. Ama beynim, sahtekârligin bu kadar kalini, yalanin böyle hami, soytariligin bunca kabasi, densiz ve yontulmamis kurnazlik karsisinda, ancak insanoglunun homurtularla konustugu bellek katmaninda bulmustu gerekli tepkiyi. Odun gibi, agiz dolusu, girtlagimin tüm baslarini gerektiren bir 'oha'."

    Can Atakli - Vatan:

    "AKP, 230'un da altinda kalir.

    AKP ve yandasi çevreler günlerdir bir 'yüzde 40' tutturdular. Içinde saygin isimlerin bulundugu bazi arastirma kuruluslari da yaptiklari anketlerle bu orani onayladiklari için kamuoyunda ciddi bir beklenti olustu. ... Bir yandan anketlere dayanarak 'yüzde 40' orani pompalaniyor, diger taraftan toplama insanlarla hemen her yerde büyük kalabaliklar olusturuluyor, öte yandan kentler sadece AKP bayraklariyla donatiliyor. Sanki herkes AKP'li... ...

    Bir not daha vereyim: Göreceksiniz AKP 230'un da altinda kalarak iktidardan iyice uzaklasacaktir."

    Necati Dogru - Vatan:

    "Simdi ne diyecek?

    ... 48 saat kala; 'AKP'nin yüzde 47.9'u buldugunu, yüzde 50 sinirina dayandigini' ilan ediyorlar. Hitler'in propaganda bakani Goebbels "Propagandada beyinlere her gün 1 cm. çivi çakacaksin, 40 günde 40 cm. girecek, girdigini kimse hissetmeyecek, böylece yalan gerçek olacak" demisti. Hormonlu anketler! Goebbels'in çivisi! Seçmenin sandiga gitmesine iki gün kala; 'Seçimlerde oy verecek olan 42 milyon seçmenin yüzde 70'i, yani her 100 seçmenden 70'i, AKP'nin iktidar olacagini beklemektedir' yalanini pasli çivi gibi beyinlere çakiyor. Böylece belki de yüzde 30'larin altina inmis AKP'yi son anda kararsizlari etkilemek ya da karar verdigi partinin 'iktidar olacagi ihtimalini zayif bulanlari' oy sandigina gitmekten caydiracak etki yaratmaya çalisiyorlar. Yüzde 13'lük bir sapma yapacak kadar hormonlu bir anketi seçime 48 saat kala yayinlayarak seçmenin 'beynini Goebbels'in çivili tahtasina dönüstürmek isteyenlerin' bir sorumlulugu olmasi gerekir. Hapis demiyorum. Kinanmalari."

    Hikmet Çetinkaya - Cumhuriyet:

    "Soros'un çocuklari

    ... AKP yüzde 48-50'yle tek basina iktidarmis 23 Temmuz sabahi... Bizim Soros'un çocuklari yine övgüler düzüyor AKP'ye.... Tayyip bey degismismis. Yüzde 48'le tek basina iktidara gelecegi söylenen Tayyip bey neden bu kadar hirçin? Çünkü yüzde 48 degil... Yüzde 30'larin altina düsüyor.."

    Hahahahahaha. Hayatimda hic bu kadar cok aptali bir arada tek bir sayfa uzerinde gormemistim. Hahahahaha...

    One minutes, one minutes | The merits of un-politics in a political world

    Tanidigim herkes "one minutes, one minutes" diye "aklinca" dalga gecmeye calisip medya gazinda havanda su birakmadan bu adamla dalga gecmeye calisirken ben, nacizane, millete adamin yaptiginin nasil da "yapilabilecek en mukemmel hareket" oldugunu anlatmaya calisiyordum. Stratejik acidan, yaptigi seyin kendi karakteri dogrultusunda oldugunu, tartismayi mukemmel bir sekilde "son sozu soyleyerek" kapatmis oldugu, Israil taraftari oldugu acikca belli olan aptalca ve gereksiz, hic olmamasi gereken bir tartismada araplarin sut dokmus kedi misali bir kenarda sus pus otururken bir Turk devlet adaminin yapilan haksizliklara tahammulunun kalmayisi olarak cok rahatca aciklanabilecek ve aksi de ispat edilemeyecek mukemmel bir gesture oldugunu, bunun da ileride Turkiye'nin eline cok daha guclu kozlar verecegini soyleyip durdum. Benim "Avrupa Yakasi" ve "Metal Firtina", ve "Ah Su Cilgin Turkler" ve "Kurtlar Vadisi" seven arkadaslarim da ne dedigimi anlamak yerine, "tekrar etmeyi" tercih edip durdular. Simdi bakiyorum da "The Economist" yazdi diye, tekrar ettikleri seylerin tonu degisir olmus. Simdilerde "one minutes" baska manalara cekilir olmus. Cikar gazetelere dergilere en kisa zamanda.

    http://www.economist.com/world/europe/displaystory.cfm?story_id=13278837

    Ne oldu? Vadide kurt mu oldu?

    http://www.soksa.com/thread.aspx?sku=361

    To the Idiot Who Gave Us "SuperSize Me"

    Yo, shipwreck! Try these as well. Then shoot another video. This time call it "the idiot me", it would make mmuuucch more sense.

    http://thisiswhyyourefat.com/

    Das Capital | Karl Marx - Wrong Quotes

    I received an email, with an attachment in PowerPoint - the popular choice of spam quotes nowadays. You know, you see something you like on the web, you put a background music, a couple of pictures, and paste the quote / paragraph, and start circulating this masterpiece with your friends. And before you know it, your handywork is all over the planet and you have a dedicated zombie following; believing in and seeing the light in your words / picture. Well, here's a news flash: you are not alone in your idioticy. Most of the time, a little research reveals that your belowed quote, or fantastic work of photography or whatever is fake, fabricated; either purposely or to trap people like yourself. Much like the "if they can't find bread, let them eat pasta" or whatever.

    Today's interesting quote is attributed to Karl Marx, primarily his astonishing 3 volume work, Das Capital. Here's the quote that is all around the forums, BBs and whatnots:

    "Owners of capital will stimulate working class to buy more and more of expensive goods, houses and technology, pushing them to take more and more expensive credits, until their debt becomes unbearable. 
    The unpaid debt will lead to bankruptcy of banks, which will have to be nationalized, and State will have to take the road which will eventually lead to communism.
    - Karl Marx, Das Capital, 1867
    "

    Considering the current financial crisis, the credit crunch and the way the entire global economy is going down the drain, especially in a "socialism-fobic" country like the US, the quote above is entertaining much attention. People are LOVIN' IT! Sorry to rain on your parade fellas; I don't know to whom this quote belongs, but it's not Karl Marx's!

    Click here to read the rest on soksa.com



    Gule gule Nihat Amca

    Datca'da Zaman | Nihat AkkaracaRuhun sad olsun Nihat amca. Umarim bizlere de senin kadar guzel yasamak, "ise yarar" yasamak nasip olur. Haydi, paydos artik. Gule gule git.

    "... Datça'nın yerel tarihi konusunda uzman isimlerden biri olan Nihat Akkaraca, hayata veda etti.
    Yaklaşık 10 gün önce prostat büyümesi teşhisi ile İstanbul Kadıköy Acıbadem Hastanesi'nde tedavi altına alınan Akkaraca, 11 Şubat Çarşamba günü akşam saatlerinde böbrek yetmezliğine bağlı kalp ritim bozukluğu sebebiyle hayatını kaybetti.
     

    "Datça'da Zaman" kitabı ile Türkiye ve dünya çapında Datça'nın tanıtımına önemli bir katkı sağlayan Akkaraca'nın ani ölümü sevenlerini yasa boğdu. Sevilen ve yardımsever kişiliği ile de tanınan Akkaraca, hayatını Datça sevgisine adamıştı. Akkaraca'nın cenazesi Datça'ya getirelecek. Akkaraca'nın ne zaman toprağa verileceği ise daha sonra açıklanacak..."


    http://www.yarimadaninsesi.com/habergoruntule.asp?bolum=1459&uyeid=0
    http://www.gazetedadya.com/haberdetay.asp?ID=163
    http://datcaekspres.com/haber/haber_detay.asp?haberID=1269

    Uretketici

    az once kicimdan uydurdugum, ve yeni yuzyilin bas taci terimlerden biri haline gelecegine inandigim "procumer" kelimesinin turkce karsiligi olacak olan ve "uretici + tuketici" manasinda bir kelime. ornek verelim, eksi sozluk suserlerinin tamami uretketicidir. hem uretirler, hem de tuketirler ayni anda. bir yandan entry girerek sozlugu uretirler, ayni anda bandwidth kullanarak, reklam seyrederek, link tiklayarak tuketirler. bu baglamda, interneti biz hepimiz olusturduk, kullanicilari olmadan (ureticileri) internet bir hictir, ama ayni zamanda interneti bir market haline getiren, uzerinden para kazanilmasini saglayan da yine ayni kitledir. ustelik bunu uretirken ayni anda yaparlar. budur.

    Mensa Invitational | Washington Post

    In case you missed it, here is the Washington Post's Mensa Invitational, which once again asked readers to take any word from the dictionary, alter it by adding, subtracting, or changing one letter, and supply a new definition.
    http://www.soksa.com/thread.aspx?lt=1&lp=0&sku=329

    X3: Terran Conflict Rolling Demo | Screenshots

    I played all the X series games, including X-Frontier I must say, I had frustrating times with every single one of them, but I always admired them. The depth of the game, the evolution of the system, the engine, the story line. This is just another great chapter in this saga, imho.

    I'm sure SSG would still get mad at this epsode as well, for one quirk or another. Hell, so what else is new

    PS: I could not find the "take screenshot" button on this demo. No matter which key I pressed (I pressed them all) none worked. So I had to use Fraps to take screenshots.

    Peter Schiff vs Wall Street Promoters

    by Eric deCarbonnel at Market Skeptics

    Below is a set of clips of Peter Schiff predictions from 2006 and 2007 on FOX News (with his views being ridiculed). The juxtaposition of Wall Street promoters' delusional optimism and Peter's dire warnings are priceless.

         

     Isn't this bone chilling? The way the idiots are laughing, I mean, how stupid, how blind can you be? Schiff is talking about numbers, correlating to previous bubbles, explaining the very basic, simplest stones of economy; and the morons are laughing, shaking their heads... it's like that movie of Jim Carrey "I don't know where you get your sssttastictics from"... bone chilling. and these morons are advisers, coaches, leaders of companies, policy deciders... no wonder everybody is stupified; look at the "best of the bunch" here... oxymorons! All we need is a couple of more Peter Schiffs, apparently...

    What really grinds my gears is that Paulson today still downplayingly says "this is a financial crisis that hits once or twice in a century". himm, gee, we must have had a stock exchange and a full blown financial system for about 600 years for the head financial guru to proclaim statistical occurrence analysis of a financial melt down. hey Paulson, dude, wake up and smell the anger in the air. they are still acting like imbeciles. I feel like he is almost tempted to say "There is nothing wrong with the economy, it's the crisis' fault, it hit us when we least expected it. We shall wait until it moves on, then we shall pick up from where we left". Moron.

    Setting Up Rules on Public Folders in Outlook with Exchange 2007

    Cut to the chase part:

    1. 1. Make sure that the user who wants to create the rule on his/her Outlook is given the "Owner" permission on the Public Folder
    2. Make sure that the user who wants to create the rule on his/her Outlook is given the "Send Mail As" permission on the Public Folder.

    When these two criteria are met than the user can: right click on the public folder on his/her Outlook, choose "Administration" and then setup the rules.

     

    Details about the items above:

    The first item can be done in two ways:

    1. Through Exchange Command Shell
    2. Through download the "Microsoft® Exchange Server Public Folder DAV-based Administration" utility from Microsoft. With this utility, you'll be able to use a GUI instead of that stupid Exchange Command Shell (OK the GUI sucks, but it works and it works well).

    The second item can be done through Exchange Management Console; provided that your Exchange 2007 is upgraded to SP1 (with SP1 comes the Public Folder Management). Go to Toolbox / Public Folder Management Console and choose the Public Folder. One little tip here, you cannot choose a folder that is on the left "tree" side of the MMC. You have to choose the folder on the right, detail side. So if you want to choose a folder that is immediately under "Default Public Folders" then you have to select Default Public Folders and select your folder on the window at the middle and then use the "Actions" bar on the right.

    1. Make sure the folder is "Mail Enabled". If on the Actions pane you see a "Mail Enable" link button, press it. If you see a "Mail Disable" link button, that means it is already enabled.
    2. Click the "Manage Send As Permission" link button and add the user from here.

    Hope this saves you some time.

    Turkey Goes To School; National Geographic;1929

    The entire article from National Geographic's January 1929 volume in pdf. Amazing pictures, amazing information. This is by far, one of the most important documents I have seen in a number of years. The depictions are very, very accurate, to my knowledge. I am so happy right now that all I want to do is just share this. I hope every Turk gets a hold of this and reads it. This is a priceless treasure.

    Tongue out Of course, to most my overly exaggerated enthusiasm will come surprisingly stupid. "What is the big deal?" they would say, to which I have no answer because I have nothing to say. My word is for those who are alone; this indeed is priceless. Look at those faces, "read" the pictures. They tell so much more than what is written in the "story books" of history.

    Thank you Shevin Smile

    Click here to download and read the document (~1.6MB, pdf document)

    Neresinden Tutsam Orasi Elimde Kaldi

    Bir zamanlar (1996 yazi) Turkiye'nin en unlu seflerinden bir tanesine yemek sitesi yapacaktik (PrizmaNet). Cok ozel, geleneksel "excuisit" yemekleri koyacaktik. Adam tutturdu, herseyi ingilizceye cevirelim diye. O zamanlar henuz "chicken translate, sensitive meatballs" yok ortalikta. Ben basladim adamla tartismaya "yahu adamin yemegin adinda gozu yok. birakin adini otantik kalsin, boyle daha degerli. yemegin adi yemegin adidir, icindekiler listesi degil. kimsenin anlamasina gerek yok. "Chateau Brriane" kelime kelime ne manaya geliyor bilen yok, ama yemegi herkes bilir, o kulturel bir deger" diye; ama anlatamadim. Adam inatla "hayir eger Ingilizcesi olmazsa okumazlar, bakmazlar" diyip durdu. Sanirim Ciragan'in bas sefi idi o zamanlar. Sormustum "musteri ismarlamadan once yemegin adinin ingilizcesini mi sorar, yoksa icindekilerin ingilizcesini mi?" diye, "o baska, o restoran, bu Internet" demisti adam (96, ben bile yeni ogreniyorum Internet ne demek). En son "imam bayildi" ve "karni yarik" icin Ingilizce ceviri yaptirmaya calisiyordu birilerine, bu proje siralarinda istifa etmistim PrizmaNet'den... ayni seyi Safranbolu'da da gorduk, Istanbul'da da, Sinop'ta da, Istanbul'da da. Bir eziklik, bir altta kalmislik, "eger anlamazlarsa almazlar" endisesi... ama sonuc her seferinde komik, her seferinde aptalca, her seferinde "pathetic".


    Cappadocia / Turkish Folk Guitar
    http://www.tulumba.com/storeItem.asp?ic=MU902119IC618

    Akla zarar sorular
    - Neden sarkilarin ismini ingilizceye cevirme ihtiyaci duyuyorlar? Turistik eser CD cikarttik, parca isimleri Turkce kalmasin ayip olur turistlere diye mi?
    - Parca ismini anlamayan yabanci insanin parcayi dinlemeyecegini mi dusunuyorlar? CD alirken "bakayim icinde hangi parcalar varmis, anlamayacagimiz birsey var ise bosu bosuna almayalim simdi bu CDyi" diyen musterilerin sayisi "bana icinde birkac Folk gitar (folk gitar ne be? turkish folk gitar ne?) parca olan bir muzik CDsi satar misiniz, ulkeme dondugumde ani olsun" diyenlerin sayisindan cok mu daha yuksek?
    - Bu kadar ince dusunebiliyorlar da, neden parcalarin isimlerini sozluge bakarak ceviriyorlar? Insan iki tane akli basinda kisiye sormaz mi "bunlari cevirdik ama, bir bakin bakalim, birsey ifade ediyorlar mi?" diye sormaz mi?
    - Kapaktaki hersey Ingilizce de, neden "Enstrumental" diye bir kelimeyi kapakta tutuyorlar? Enstrumental hangi lisana ceviri, Farsca'ya mi? Ingilizce'ye degil cunku
    - Parcanin adini anlayan insanin parcadan daha farkli, daha bir derin bir lezzet alacagini mi dusunuyorlar? Hadi parcanin adini anladik (Practicing on the ships) e parcanin kendisinin tek kelimesini bile anlamayacak bu adamcagizlar, kapagin icindeki kitapcikta sozlerin geri kalanini da Ingilizceye cevirdiniz mi? Ama ben derim ki cevirmeyin, cunku bunu cevirirseniz o parcayi degil dinlemek, o CDyi eline bile almaz akli basinda hicbir insan.

    Gemilerde talim var
    Bahriyeli yarim var
    O da gitti sefere
    Ne talihsiz basim var

    Hani benim Recebim
    Sari lira verecegim
    Almazsan karakola gidecegim

    Gemi gelir yanasir
    Içi dolu çamasir
    (Istanbul'un kizlari)
    Benim yarim çok güzel
    (Recep diye aglasir)
    Gören gözler kamasir

    Hani benim Recebim
    Sari lira verecegim
    Almazsan karakola gidecegim

    Gemi gelir yan verir
    Iskeleye san verir
    su Istanbul kizlari
    Koca diye can verir

    Hani benim Recebim
    Sari lira verecegim
    Almazsan karakola gidecegim

    Mavi giyme tanirlar
    Seni yolcu sanirlar
    Geçme kapim önünden
    Seni benden alirlar

    Hani benim Recebim
    Sari lira verecegim
    Almazsan karakola gidecegim


    Buyrun... cevirin...