Jim's profileSokSa LairPhotosBlogListsMore Tools Help

SokSa Lair

The Brain Jockey

Jim Onur

Occupation
Location
Interests

Soksa | Blog

Loading...Loading...

Soksa | Latest Posts

Loading...Loading...

Dinciler Bizi Zom Ederek Ulkeyi Ele Geçirecekler | Engin Ardic

Gençlere çok tuhaf geliyor, algılayamıyorlar... Nasıl bir önceki kuşak "televizyon olmadan nasıl yaşıyordunuz" diye sorduysa, sonra gelen kuşak da "cep telefonu olmadan, Internet olmadan nasıl yaşayabildiniz" diye sormaya başladı... Evine telefon bağlatmak için dilekçe verip tam on yıl sıra beklemek, masallarda bile kabul edemeyecekleri bir zırva gibi geliyor onlara. Eski Türkiye'de "radyo için ruhsat almak" gerektiğini öğrenince ne diyecekler acaba? Radyo, bildiğiniz radyo, ruhsata bağlıydı...
Hiçbir genç, bir Türk vatandaşının "yılda ancak bir kez yurtdışına çıkış hakkı" olmasını havsalasına sığdıramıyor. (Yetmişli yılların sonlarında o hakkın önce iki yılda bire, sonra da üç yılda bire indirildiğini söyleyelim de, daha da şaşırsınlar.)
"Pasaport alamamak" diye bir kavramla da tanışmadılar.
Eski Türkiye'de "cebinde döviz taşımanın suç olmasını" anlamaları mümkün değil. Hele "yabancı içki ve sigara yasağı", hiçbirinin kabul edebileceği bir saçmalık değil artık.
Hadi, hangi babayiğit Türkiye'ye yeniden dünyaya sırtını çevirtecek, onu kendi içine kapayabilecek, görelim bakalım bundan böyle! Hangi arslan bürokrat, hangi bitirim ulusalcı "otarşi" politikası uygulayabilecek, görelim! "Google'ın bile kapatılmasını isteyenler" kendilerini öyle bir ele verdiler ki, yoruma gerek kalmadı. Sonra da "miting yaptık, katılım az oldu, herhalde sıcaktan" diye ağlıyorlar.
Bilirsiniz, önceleri viski, votka, likör gibi damıtılmış içkilerin ithalatı serbest bırakıldı, fakat şarap uzun süre yasak kaldı. Amaç "korumacılık" mıydı yoksa sebep ahmaklık mı, bilmem.
Sonra, Fransız şarapları, İtalyan şarapları, İspanyol şarapları, hatta Şili, Arjantin, Avustralya, Güney Afrika şarapları bile geldiler...
Ne zaman? Kendisine edilmedik hakaret bırakılmayan "İslamcı iktidar" döneminde!
Beğenmedikleri "Kasımpaşalı imam" devrinde Migros'tan Chianti de alır olduk, Sangre de Toro da, Chateauneuf du Pape da...
Hiçbir "laik" hükümetten görememiştik bunu ne hikmetse...
Evet, bunlar "orta halli masa şaraplarıdır", ülkemize henüz büyük markalar, önemli "küveler" gelemiyor, ama hiç olmazsa bunları içebiliyoruz. Pahalı değil mi? Görece olarak pahalı. Kesesine göre isteyen bunu içer, isteyen Köpeköldüren... Uçak da pahalı, isteyen Almanya'ya üç saatte zırt diye gider, dileyen üç günde tıkır mıkır...
"Emekçi halkım içemiyor, öyleyse yasaklansın" mantığı, budala mantığıdır.
Peki, acaba iktidar bu şarap ithalini, "Türk şarapçılığını öldürmek" amacıyla mı serbest bıraktı? Böyle düşünenler de var. Dinci ya bunlar, mutlaka bir dümen peşindedirler...
Yedi yılda çok güzel öldürmüş ki, işte Güngör Uras yazıyor, ülkemizde bira tüketimi 812 milyon litreden 924 milyon litreye çıkmış.
Bu, tüketim... Peki, üretime bakalım... Şarap üretimi 27 milyon litreden 36 milyon litreye çıkmış!
Votka üretimi de 4 milyon litreden 7 milyon litreye yükselmiş.
Güngör ağabey, yazısına "alkollü içkide üretici sayısı da, üretim de artıyor" başlığını atmış.
İslamcı iktidar içkiyi yok edecek ha? Meğerse tam "akşamcı hükümetiymiş" bu yahu...
Böyleyse, yar bize daha da İslamcı bir iktidar medet ki, içelim açılalım!...
Kafayı bulursak belki zihnimiz de açılır, hükümetin yeminli düşmanlarının avantaları kesildiği için körlemesine attığı çamurları anlarız.

Engin Ardic, Sabah Gazetesi, 25 Haziran 2009

1., 2. Mesrutiyet ve Osmanli Imparatorlugu'nun Son Donemleri | Tarih Dersi

Birinci Mesrutiyet

Meclis-i Mebusan'in açilisi, 1876

Birinci Mesrutiyet, Osmanli Devleti'nde 1876 yilinda ilan edilen anayasal yönetime denir.
Osmanli Devleti’nin ekonomik sorunlari, 17. yüzyildan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açigi vermesiyle basladi. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlasmalariyla ülkeye giren mallardan düsük gümrük vergileri aliniyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmis hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmisti. Ekonomik sikintilarin yani sira, özellikle 1789 Fransiz Devrimi'nin etkisiyle yayilan özgürlükçü düsünceler ve ulusçuluk akimi, Osmanli Imparatorlugu’nu da sarsti. Balkanlar'da 19. yüzyilda bagimsizlik talebiyle ayaklanmalar çikti. Balkanlar'da ve Ortadogu’da çikar çatismalari içindeki Avrupa devletleri ile Çarlik Rusya'si da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanli sinirlari içindeki Müslüman olmayan halklarin durumlarinin düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanli Devleti’ni reformlar yapmaya zorladilar. 1839’daki Tanzimat Fermani ile 1856’daki Islahat Fermani’nin ilanlari bu tür kosullarda gerçeklesti.


Öte yandan 1860’larda bir aydin hareketi olarak Yeni Osmanlilar ortaya çikti. Namik Kemal ve Ziya Pasa gibi aydinlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarsilerden etkilenerek Osmanli Devleti’nin mesrutiyetle yönetilmesi gerektigini savundular. Osmanli Devleti, 1850’lerden itibaren dis borç almaya baslamisti ve 1870’lere gelindiginde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalima sürüklenmisti. Bu bunalim sirasinda Mithat Pasa ve arkadaslari 30 Mayis 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'i geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydinlarin ve ilerici devlet adamlarinin istedigi reformlari yapabilecek biri olmasina ragmen ruh sagligi bozuldugu için tahtan indirildi. yerine II. Abdülhamit mesrutiyeti ilan edecegi sözünü vererek padisah oldu.

Mesrutiyetin Ilani

Abdülhamit tahta çiktiginda Balkanlar’da ayaklanmalar baslamis, Çarlik Rusya'si Osmanlilara bir ültimatom vermisti. Büyük Avrupa devletlerinin Istanbul’da toplanilan bir konferansta Balkan sorununu tartistiklari ve Osmanli Devletinden reformlar yapmasini istedikleri sirada, II. Abdülhamit siyasal bir manevrayla 23 Aralik 1876'da Kanun-i Esasi’yi (anayasa) ilan etti. Böylece mesruti yönetime geçilmis oluyordu.

1876 Anayasasi olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslinda padisahin egemenlik haklarina bir kisitlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padisah, sadrazam ve vekilleri (bakanlari) istedigi gibi atayip görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padisah, istediginde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrica padisah, "kamu yarari için" gerekli gördügü kisileri sürgüne gönderebilirdi.

Kanun-i Esasi uyarinca iki kanatli bir parlamento olusturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. Iki meclisin olusturdugu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandirilmisti. Âyan Meclisi'nin baskan ve üyeleri dogrudan padisah tarafindan ataniyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padisahin buyruguyla Kasimda açiliyor, Mart basinda çalismalarini tamamliyordu....

Mesrutiyetin Askiya Alinmasi

II. Abdülhamid iç ve dis baskilar yüzünden mesrutiyeti ilan etmis ve Mithat Pasa'yi sadrazam yapmisti. Bundan dolayi ilk isi de, mesrutiyetin mimari Mithat Pasa’yi sürgüne göndermek oldu. Ardindan 1877-1878 Osmanli-Rus Savasi'ni gerekçe göstererek Haziran 1877’de Meclis-i Mebusan’in çalismalarini durdurdu. Ocak 1878'de meclisi yeniden topladiysa da kendisine mecliste yöneltilen elestiriler üzerine 13 Subat 1878'de meclisi kapatti. Ama hiçbir islevi olmayan Âyan (sehir ve köylerde ileri gelenler) Meclisi'ne dokunmadi. Birinci Mesrutiyet böylece sona erdi.

Ikinci Mesrutiyet Devri Osmanli Anayasasinin, 29 yil askida kaldiktan sonra, 24 Temmuz 1908'de yeniden ilan edilmesiyle baslayan ve 5 Kasim 1922'de Osmanli Devleti'nin tasfiyesiyle sona eren dönem. Birinci Mesrutiyet resmen hiç sona ermemis ve anayasa degismemis oldugu için, bazi tarihçiler tarafindan, bir tek Mesrutiyet döneminin ikinci fasli olarak da degerlendirilir.
Toplam 14 yil süren bu dönemde Türkiye, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgulariyla tanismis, iki büyük savas (Balkan Savasi ve I. Dünya Savasi) yasamis ve 600 yillik imparatorlugun dagilmasina tanik olmustur.

1908 Devrimi

II. Abdülhamit'in yönetimine karsi örgütlü muhalefet, özellikle Rusya'daki 1905 Devrimi'nden sonra yayginlik kazandi. Önceleri sadece Avrupa'daki muhalif aydinlar arasinda gelisen devrimci örgütler, imparatorluk çapinda özellikle yüksek okul ögrencileri ve askeri birlikler içinde taraftar buldu.

En güçlü muhalefet odaklari Rumeli vilayetinde ve bu vilayetin baskenti olan Selanik'teki askeri birlikler idi. Bu birlikler 1903'ten beri Makedonya Isyani'ni bastirma mücadelesi içinde yer almis, Bulgar ve Makedon devrim örgütlerinin örgütlenme ve mücadele biçimlerinden etkilenmislerdi. Ortaya çikan çesitli devrim örgütleri 1907'de yurt disindaki devrimcilerle irtibat kurarak Osmanli Ittihat ve Terakki Cemiyeti adi altinda birlestiler.

Devrim hareketi 1908 Temmuz baslarinda hiz kazandi. 3 Temmuz'da Binbasi Resneli Niyazi Bey, ardindan Binbasi Enver Bey isyan ederek, birlikleriyle beraber daga çiktilar. 7 Temmuz'da bölgedeki durumu teftis etmek için Istanbul'dan gönderilen Birinci Ferik (Korgeneral) Semsi Pasa Manastir'da bir Ittihat ve Terakki fedaisi tarafindan vurularak öldürüldü. 20 Temmuz'da Firzovik'te toplanan büyük Arnavut kurultayi, mesrutiyet derhal ilan edilmezse isyan ederek Istanbul'a yürüme karari aldi. 22 Temmuz'da II. Abdülhamit sadrazam Avlonyali Ferit Pasa'yi azlederek yerine daha liberal bir isim olan Sait Pasa'yi getirdi. 23 Temmuz'da Selanik ve Manastir hükümet konaklarini ele geçiren isyancilar mesrutiyetin ilanini talep ettiler. 24 Temmuz'da padisahin istegiyle Istanbul'da Kanun-i Esasi'yi yeniden yürürlüge sokan kararname ilan edildi. "Hürriyetin Ilani" olarak adlandirilan bu olay, bütün yurtta olaganüstü sevinç gösterileriyle karsilandi.

23 Temmuz günü Türkiye'de 1935 yilina dek Hürriyet Bayrami olarak kutlanmistir.

31 Mart Olayi ve Abdülhamit'in Tahttan Indirilmesi

Ikinci Mesrutiyetin ilanindan sonra derhal seçimlere gidildi.Seçimlerin baslica 2 partisi Ittihat ve Terakki ile liberal görüslü Ahrar Firkasi'ydi.Seçimleri Ittihatçilar kazandi.Seçimlerin ardindan olusan yeni Meclis-i Mebusan 17 Aralik 1908'de çalismalarina basladi. Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasindan yöneten Ittihat ve Terakki yönetimine karsi bazi çevrelerde gitgide artan bir hosnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir Ittihat ve Terakki fedaisi tarafindan öldürülmesi, Istanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açti. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazi askeri birliklerin ve medrese ögrencilerinin katildigi bir ayaklanma basladi; bazi subaylar ve bazi milletvekilleri linç edildi ve Ittihatçi olarak bilinen gazeteler yagmalandi. Eski takvimle yeni takvim arasindaki 13 günlük farktan dolayi 31 Mart Olayi olarak anilan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafindan 24 Nisan'da bastirildi. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamit'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yasli sehzade Resat Efendi'nin V. Mehmet Resat adiyla yerine geçirilmesine karar verdi.
8 Agustos 1909'da Kanun-i Esasi üzerinde yapilan bir dizi radikal degisiklikle padisahin yetkileri "sembolik" bir düzeye indirildi. Artik vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karsi sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis baskanini padisah degil, meclis kendisi seçiyordu. Padisaha meclisi kapatma yetkisi taninmakla birlikte, bu yetki kosullara baglamis ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapilmasi zorunlu hale getirilmisti.Bu .degisikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanamaya baslanmistir.Ayrica toplanti özgürlügü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazilari anayasaya eklendi.

Ancak gerek Mesrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafindan Abdülhamid tahttan indirilmistir. Bundan sonraki süreçte Osmanli devletinde padisahlik sadece sembolik düzyede kalmistir.
(Kaynak: Resmi Tarih Tartismalari, Cem Uzun, Özgür Üniveriste Yayinlari, 2005)

Balkan Savasi ve Halâskâr Zabitan Hareketi

Hüseyin Hilmi Pasa (Mayis 1909 - Ocak 1910), Ibrahim Hakki Pasa (Ocak - Eylül 1910) ve Sait Pasa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde Ittihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu.
1912 seçimleri Ittihat ve Terakki'nin iktidari altinda gerçeklesti. Temmuz ayinda Arnavut isyaninin baslamasi ve Balkanlardaki siyasi durumun kötülesmesi üzerine ortaya çikan Halaskâr Zabitan ("Kurtarici Subaylar") Hareketi, 16 Temmuz'da bir muhtira ile Ittihat ve Terakki yanlisi Sait Pasa hükümetini istifaya zorladi. Ahmet Muhtar Pasa baskanliginda partilerüstü hükümet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayilarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Muhtar Pasa'nin istifasiyla, açikça Ittihat-karsiti olan Kâmil Pasa hükümeti kuruldu.

8 Ekim 1912'de baslayan Balkan Savasi kisa sürede bir felakete dönüstü. Birbiri ardindan Arnavutluk, Manastir, Selanik, Bati Trakya kaybedildi.

Babiali Baskini ve Ittihat-Terakki Diktatörlügü

23 Ocak 1913'te "Hürriyet Kahramani" Enver Bey önderliginde bir grup Ittihat ve Terakki fedaisi, Babiali'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplanti halindeyken basti. Tarihte Babiali Baskini adiyla anilan bu askeri darbede Harbiye Naziri Nazim Pasa çikan arbedede öldürüldü, basbakan Kâmil Pasa silah tehdidi altinda istifa ettirildi. Erkân-i Harbiye Reisi (genelkurmay baskani) Mahmut Sevket Pasa sadrazam ilan edildi.

Babiali Baskininin kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kusatmasi altinda bulunan Edirne'nin kurtarilmasi idi. Buna ragmen 30 Mayis'ta imzalanan Londra Antlasmasi ile Edirne Bulgaristan'a birakildi.Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlasamadilar ve bunu firsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldi ve yeni sinir Meriç nehri olarak belirlendi.

11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Sevket Pasa makam arabasinin içinde ugradigi bir suikast sonunda hayatini kaybetti. Bu olay üzerine alinan baski tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskici bir sürece girdi. Sevket Pasa cinayetiyle ilgili 15 kisi idam edildi. çok sayida yazar ve aydin Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Pasa'nin sadrazamligi altinda, ülke Talat, Enver ve Cemal Pasa'lardan olusan üçlü tarafindan yönetildi.Osmanli Devleti Almanya'nin yaninda 1. Dünya Savasi'na katildi.Ittihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen topraklarin geri alinmasi için çalismis ayrica Osmanli Maliye'sini çökerten kapitülasyonlarda tamamen kaldirilmistir.

Son Meclis

I. Dünya Savasi'ndaki yenilgiden sonra, Ikinci Mesrutiyet'in alti yil sürmüs olan üçüncü Meclis-i Mebusan'i 21 Aralik 1918'de feshedildi. Ancak ülkenin içinde bulundugu isgal kosullarindan ötürü Anayasa'nin emrettigi yeni seçim yaklasik bir yil süreyle yapilamadi. Arap vilayetlerinin katilmadigi bir seçim, toprak kaybinin resmen kabulü anlamina gelecekti.Ayrica yeni meclise Ittihat ve Terakki yanlilarin girmesinden korkuldu.Ancak zaten IT kendini fesh etmis ve IT'in üst kadrosu ülkeyi terk etmislerdi.
Sivas Kongresi'nin seçim yapilmasinda israri üzerine istifa eden Damat Ferit Pasa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Ali Riza Pasa hükümeti ayni gün seçim karari aldi.Bu seçimler Anadoluda baslayan bagimsizlik haraketi,Istanbul yönetimi ve isgal devletleri tarafindan isteniyordu.Isgal devletleri istedigi kararlari aldirabilmek,Istanbul yönetimi yaptiklarina mesruluk kazandirmak,Anadolu haraketi ise milli mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seöimleri istiyordu.Aralik ayinda yapilan seçimlere Istanbul disinda her yerden sadece Müdafaa-yi Hukuk yanlisi mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Pasa iki ayri ilden seçildigi halde, Istanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katilmadi. 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavir aldi. 16 Subat'ta Misak-i Milli beyannamesini oybirligi ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler Istanbul'u geçici askeri isgal altina alarak Meclis baskani Rauf Bey'i ve bazi mebuslari tutukladi. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebuslarin birçogu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katildilar. 11 Nisan'da padisah Meclisi resmen feshetti.

Bu tarihten Osmanli Devleti'nin fiilen tarihe karistigi 5 Kasim 1922'ye kadar Osmanli hükümeti kâgit üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dis politikada gerçek bir varlik gösteremedi.


Bu Bildiriye Imza Atanlari ne Yapmali? | Emre Aköz

Ben olsam üşenirdim. Tarhan Erdem saymış. 407 akademisyen imza atmış geçen gün yayınlanan 'Cumhuriyet'i ve Hukuk Devletini Savunuyoruz' başlıklı bildiriye.
Bakalım dertleri neymiş.
Bildirinin ilk cümlesi şöyle:
"Cumhuriyetimizin en önemli kazanımlarından biri olan üniversitelerde görev yapan öğretim elemanları olarak, 'Ergenekon' adı ile anılan soruşturma sürecinde yaşanan gelişmeleri başından beri kaygıyla izliyoruz."
Şu da kısaca ikinci cümle:
"Bunun bir parçası olarak (...) bilim insanlarımızın ve rektörlerimizin hukuka ve insan haklarına aykırı uygulamalar karşısında bırakılmalarından rahatsızlık duyuyoruz."


1) Söyleyin bakalım: Üniversitenin bir Cumhuriyet kazanımı olduğunu da nereden çıkardınız?
Bugün üniversite dediğimiz kurum, önce 'medrese', sonra da 'darülfünun' (fen bilimleri evi/yurdu) adıyla Osmanlı'da da vardı. Üstelik daha cumhuriyet kurulmadan önce kızlarla erkekler birlikte ders görmeye başlamıştı.
1933'te Darülfünun dağıtılıp yerine İstanbul Üniversitesi kurulduysa, buradaki amaç bilim aşkı değil, Ankara'ya biat eden bir kurum oluşturmaktı.
O biat kültürünün, bildiriye imza atanlarda güçlü biçimde sürdüğünü az sonra göstereceğim.
 

2) Demek Ergenekon soruşturmasını 'baştan beri kaygıyla' izliyorsunuz?
Bu konudaki hiçbir şeyi doğru dürüst izlemediğiniz, kulaktan dolma bilgilerle ya da 'Ergenekon dostu' gazetelerinize göz atarak ahkam kestiğiniz, 'baştan beri' demenizden belli.
Ergenekon soruşturmasının başı, Ecevit'in başbakanlığı döneminde, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yazdığı rapora dek uzanmaz mı? (Yıl 2002)
Bu işin başı 2007'de Ümraniye'de ve Eskişehir'de ele geçirilen cephanelikler değil midir?
Daha geçenlerde Ergenekon Davası ile 2006'daki Danıştay Saldırısı Davası birleştirilmedi mi?
Asıl kaygı duymanız gereken, o silahlar, o saldırılar, cinayetler, karanlık ilişkiler değil mi?
 

3) Biz sizin "Cumhuriyeti savunuyoruz" dediğinizi çok işittik ama 'Demokrasiyi savunuyoruz' dediğinizi hiç duymadık. Çünkü demokrasiden nefret ediyorsunuz. Onun da sebebi tiksindiğiniz insanları işbaşına getirmesi.
 

4) Demek hukuk devletini savunuyorsunuz? Güzel! Peki hukuk devleti, istisnasız herkesin, Anayasa'nın ve yasaların kapsama alanında olması değil mi?
Ama siz hocalarınızın, akademisyen arkadaşlarınızın ya da rektörlerinizin bundan muaf tutulmasını istiyorsunuz! "Evleri, çalışma odaları niye aranıyor" diyorsunuz.
Cevap vereyim: Savcıların ve polislerin işi gücü yok, 'spor olsun' diye o aramaları yapıyor. (Görüyorsunuz işte; maytap geçilecek haldesiniz.)
 

5) Ergenekon iddianamelerini okumadınız değil mi? Hadi onlar binlerce sayfa tutuyor; Darbe Günlükleri'ni de mi okumadınız?
Okumadığınız, kendinizi bilinçli bir biçimde cahil bıraktığınız belli. Eğer okursanız, dünya görüşünüz tepetaklak olacak, başınız dönecek, mideniz bulanacak.
 

6) Şu biat sorunuyla bitirelim: "Üniversitelerin, Atatürk ilke ve devrimleri konusunda taraf olması gerektiğine inanan bizler..." diyorsunuz.
Üniversite istisnasız her şeyin sorgulandığı bir yerdir. Taraf olduğu değer, bilim ve bilim ahlakıdır.
Bir dogmanın tasmasına boynunu hevesle uzatanlarla dolu bir kuruma üniversite denmez.

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/akoz/2009/06/02/bu_bildiriye_imza_atanlari_ne_yapmali

Ertugrul Osman | Ziyaret

Ertugrul Osman(oglu) | Ihsan Cem Onur
Bugun Ertugrul Osman(oglu)'nun yaninda idik; babalar gunu icin. Hediye aldik, cicek aldik. Elini opmek istedik, ama o kadar hasta ki... Doktor kimseye el opturtmesin, mikrop kapmasin demis. Zeynep hanim (esi) "zaten kimseye opturmezdi tam ustune geldi" dedi. Yaninda bes dakika kadar vakit gecirebildik. Birseyler sorabilmek,  konusabilmek isterdik, kismet. O kadar uzuldum ki. Birkac resim cekebildk, Zeynep hanim ile konustuk biraz. Istanbul'a donmeye calisiyor, orada vefat etsin, son gunlerini evinde huzur icinde gecirebilsin diye; boyle demiyor tabii ki. O kadar dik merdivenlerden inip cikmak gerekiyor ki cati katindaki evlerine, son birkac aydir hic disari cikmamis Ertugrul bey. Bu vesile ile Ittihat ve Terakki ve onun neferinden turemis butun okuzlere; Turkiye'nin son 80 yilini bu hale getirmis butun fasist Ismet pasa ve takimina; hala ne oldugunu anlayamayacak kadar Fenerbahce Galatasaray modunda olan butun okuzlere; Ergenekon'u "Tayyip'in oyunu", Cumhuriyet mitinglerini "halkin isyani" zanneden davarlara; Cumhuriyeti devrim zanneden ve imparatorlugun son doneminde ulkede Magna Carta, bir parlamento bir de senato oldugunu hatirlamayan ve yapilan mesrutiyetleri tamamen unutan butun dangalaklara bir kere daha; agiz tadi ile; dolu dolu; doyasiya kufur ettim. Cok icim buruk bugun cok. Anlatmadi, yazdirmadi, islettirmedi olup bitenleri, "gercekten" olup bitenleri, mezarina goturecek. Birinci agizdan dinleyemeyecegiz, ben ona yaniyorum. Daha cok "Ah Su Cilgin Turkler" yazilir, daha cok "Kurtlar Vadisi" cekilir, satin alan oldugu surece, daha cooook mal uretilir.

"He who controls the past, controls the future. He who controls today, controls the past." - George Orwell
 
Tepenizde paralansin, e mi...


 
Photo 1 of 3